Tüm insanlık için oldukça zorlu bir seneyi geride bırakıyoruz. Daha sağlıklı ve güvenli kentsel ve kırsal mekanlar için çabalarken kendimizi yakın tarihin en büyük halk sağlığı krizinin içinde, en güvencesiz hissettiğimiz bir dönemde bulduk. Bu dönemde kendimiz ve çevremiz için çokça endişelendik, çaresiz hissettik, en yakınımızdakileri, sevdiklerimizi kaybettik…

Halbuki 2020’ye büyük umutlarla başlamıştık.

Pandemiden Önce

Dernek içinde içgörü mekanizmasını faal hale getirme ve kurumsal yeniden yapılandırma çalışmalarını başlatmıştık. Organizasyonel yapımızı, tüm ekip arkadaşlarımızın eş değerliliğini merkeze alarak ve kendi potansiyellerini maksimumda gerçekleştirmelerine imkan tanıyacak şekilde nasıl kurarız diye kafa yoruyorduk.

Temel programatik alanlarımızı sadeleştirerek bu programların kendi çalışma çemberlerini derinleştirmeleri ve karara etkin katılımları için gerekli kurumsal altyapıyı kurmuştuk.

Finansal sürdürülebilirlik adına önemli adımlar atmış, program temelli ve kurumsal destek ağırlıklı, tek kaynağa dayanmayan bir kaynak yaratma modelini büyük oranda hayata geçirmiştik. Yeni gelir imkanları için de projelerimizi geliştiriyor, iktisadi teşekkül kurmak için planlar yapıyorduk. 

2016 yılında yola çıkarken, inandığı değerlerden kopmadan, sosyal adalet merkezli ve emeğin karşılığının alındığı bir meslek hayatı neden olmasın sorusu temel motivasyonlarımızdan biriydi. Bu doğrultuda az yol katetmedik. Prensip olarak yayıncılık faaliyetlerinde ve düzenlediğimiz etkinliklerde telifsiz çalışmamaya özen gösterdik. Ekip arkadaşlarımızın çalışma koşullarını hep iyileştirecek bir idari perspektifimiz oldu, bunun için sürekli çabaladık. Ekibimizi, kurulduğumuz günden itibaren sürekli büyüttük.

İstanbul dışında sürdürdüğümüz saha çalışmaları devam ediyordu. 2019’da Havza Adaleti çalışması kapsamında yaklaşık 450 km’lik bir Çoruh gezisini tamamlamış, birçok çevre adaleti sorununu yerinde tespit etmiş, onlarca insan ve yerel örgüt ile temasa etmiştik. Kaz Dağları’ndan Mersin’e çok farklı coğrafyalarda, değerli yerel kuruluş ve inisiyatiflerle işbirliği içinde çok disiplinli ve yenilikçi metotları hayata geçirdiğimiz çalışmalarda bulunduk. Büyük kapanma öncesinde, 2020 yılı içinde gerçekleştireceğimiz yeni çalışmalar için heyecan duyuyorduk.

#MADakademi Buluşmaları ile onlarca etkinlik düzenlemiş, yüzlerce insan ile mekanımızda fiziki temaslarda bulunmuştuk. Mekan çalışmalarında alternatif bir alanı kuruyor olmanın verdiği mutluluk ile 2020’ye heyecanla hazırlanıyorduk. Mekanımızın bize artık yetmiyor olduğunu konuşuyor, daha erişilebilir bir yerde daha geniş katılımlı etkinlikler için yeni bir mekan arayışı içindeydik. Henüz MAD olarak tek bir webinar dahi düzenlememişken.

Kentsel politikalar alanında sanki bunca zamandır biriktirdiğimiz tecrübelerin ve üretimlerimizin meyvelerini toplayabileceğimiz bir dönemin geldiğini hissediyorduk. Yapılan hataları ve olması gerekenleri sürekli sahadan beslenerek yazıyor, kayıt altına alıyor, konuşuyorduk. Masanın diğer tarafında oturan yerel yönetimlerle pek de fazla iletişim imkanı bulamadan. 2019’da bu durumun değişmeye başladığına tanık olduk. Artık çalışma alanımıza giren farklı konularda yerel yönetimlerin farklı departmanlarından davetler almaya başlamıştık. Bu temasların yoğunluğu artıyordu. 

Yine 2020’den beklentilerimizden biri, özellikle kendi çalışma odağımızda yer alan ‘mekansal adalet’ konusunda sadece Türkiye için değil, uluslararası alanda bilinen bir referans noktası olmaktı. Bu doğrultuda bizleri heyecanlandıran temaslarımız çoğalıyordu. Konut hakkı alanında çalışan, Dünya’nın birçok farklı kentinden aktivist ile işbirliklerine başlamıştık. MAD’dan küçük bir ekip olarak Hindistan’ın Bangalore kentinde yurttaş gazeteciliği yapan Slum sakinlerinin kurduğu bir sivil toplum örgütüyle ortak çalışmalarda bulunmak için uzun bir yolculuğa çıktık.

Mart ayının başında, İstanbul’a dönüş yolunda tüm Dünya’nın hızla farketmeye başladığı pandemi gerçekliği ile havaalanlarında yüzleşmek zorunda kaldık. Aradan 10 gün geçti ve MAD Ofis’i kapatma ve evlerden çalışma kararı aldık…

Pandemiden Sonra

Önce bir bocalama ile geçti. Diğer herkes gibi. Aksi nasıl mümkündü ki? İyilik halimiz hem bedenen hem ruhen derinden sarsılmıştı. Daha önce hiç karşılaşmadığımız sosyal mesafe ve eve kapanma koşullarının dayattığı yeni duruma alışmaya çabaladık. Bu yeni durumun mekanda adaleti ilgilendiren çok fazla gündemi olduğunu hızlıca farkettik. Bu farkındalık ile çalışmalarımızı yeniden organize etmeye başladık.

Pandemi sürecine denk gelen beyond.istanbul’un Mekanda Adalet ve Konut Aktivizmi sayısı bambaşka bir anlam kazanmıştı. Evde kalacaktık peki, ama evsizler ne olacaktı, veya yaşamaya elverişli olmayan konutlarda oturanlarımız? Kapanma halinin ve ayrımcı politikaların yaşlılar ve çocuklar üzerine etkisi? Ya bu büyük kapanma döneminde deprem gibi afetlere yakalanmak? Dijital ortama taşıdığımız etkinliklerimizi öncelikle bu konular üzerine düzenledik. Mekanda adalet ile halk sağlığının iç içe geçen alanlar olduğunu biliyorduk ama artık emin olduk.

Bir taraftan eve kapanamayanlarımızın veya kapandığı için geçim kaynaklarını kaybedenlerimizin bize tuttukları ayna, içinde bulunduğumuz kentsel düzenin adaletsizliklerini tüm çıplaklığıyla yansıtıyordu. Uzun bir süredir başlayalım dediğimiz #MADpodcast yayınına ‘Salgın ve Sonrası’ başlığı ile, farklı bir formatta ve doğrudan salgının tanıklarının hikayeleri ile başladık. Bu dönemden en fazla etkilenen toplumsal kesimlerin dertlerini anlamaya ve anlatmaya çalıştık.

Salgının kapanma dönemini görsel olarak belgeledik, İstanbul’un kapanma manzaralarını kayıt altına aldık. Salgından en sert etkilenen yerlerin başında olan Beyoğlu üzerine bir derleme yayınladık. Salgın ile geride bıraktığımız; ekoloji, demokrasi ve adalet açısından oldukça sorunlu dünyadan nasıl farklılaşmamız gerektiğine dair bir manifestolar serisi üzerine çalıştık ve bu çalışmayı neticelendirdik.

Bahar dönemindeki kısa bir aradan sonra sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimlerle olan temaslarımıza geri döndük. Aktif bir şekilde ve çoğunlukla dijital ortamlarda istişare ve planlama toplantılarına dahil olduk. Katılımcılık konusu üzerine hem politika hem uygulama ölçeğinde ortak çalışmalar yürüttük, bu alanda büyüyen kamusal tartışmalara eklemlendik.

Saha çalışmalarımızı İstanbul’a kaydırdık, mega kentin mega projelerinin sosyal ve çevresel etkilerini yenilikçi yöntemlerle nasıl kayıt altına alıp kamuoyu ile paylaşırız üzerine kafa yorduk. Yürümeye devam ettik. #MADyürüyüş kapsamında yeni rotalar geliştirdik. Aşılı dünyada, temasa başladığımız döneme hazırlanmak, tekrar birlikte yürüyebilmek için. 

Halk sağlığına, afete hazırlığa, toplumun iyilik haline odaklı kentsel politikalar için; tüm canlıları ve ekosistemi merkeze alarak çevre adaleti için; kamusal, nitelikli, yenilikçi ve bağımsız bilgiyi üretilip paylaşan ve bildiğimiz akademiyi dönüştürecek çalışmalar için 2021’de de mücadelemizi sürdüreceğiz.

Yeni yılda, kendimiz, sevdiklerimiz, ve tüm canlılar için daha iyi bir dünya daha sağlıklı bir yaşam diliyoruz.

Mutlu ve Sağlıklı Yıllar…

MAD adına Yaşar Adnan Adanalı