Deprem olmadan önce buradaki sıkıntılı bölgeyi imara açan devletin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı. Buradaki inşaatların kontrolörlüğünü yapan aynı zamanda inşaatları kontrol eden ve ruhsatlarını veren belediye. Buradan para kazanmak için insan sağlığını hiçe sayan müteahhit. Üç tane unsur ortadan yok oluyor sadece depremdeyken ev almak için para ödeyen ve ikinci kez para ödemek zorunda kalan vatandaş kalıyor. Bunun adalet neresinde sizce?

30 Ekim 2020’de İzmir’de yaşanan depremin üzerinden 10 ay geçti. Bu süre zarfında, evlerini kaybeden halkın karşı karşıya kaldığı konut sorunu, 17 Ağustos 1999’da yaşanan Marmara Depremi’nin üzerinden 22 yıl geçmesine rağmen konuta erişime dair sunulan çözümlerin yerinde saydığını gösteriyor. Evlerini kaybeden, yeniden ev sahibi olmak için de devletin uzun vadeli kredilerle borçlanmaya mahkûm ettiği depremzedelerin bir araya gelerek kurduğu İzmir Depremzedeleri Dayanışma Derneği (İZDEDA) sağlıklı, güvenli ve ödenebilir konutlara kavuşabilmek için mücadele ediyor. Dernek başkanı Haydar Özkan ile depremin ardından bugüne kadarki süreci ve taleplerini konuştuk.

Podcast’i Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz.

Söyleşi: Bahar Bayhan, Onur Temel, Sena Nur Gölcük

Görüntüler: Mert Çakır

**

MADPodcast’e hoşgeldiniz. Ben Senanur Gölcük. Mekanda Adalet Derneği’nde Kentsel Politikalar Programı Asistanıyım. Bugün İzmir Depremzedeleri Dayanışma Derneği Başkanı Haydar Özkan ile birlikte 30 Ekim 2020’de meydana gelen Ege Denizi merkezli deprem sonrasında gelişen süreçleri konuşucaz. İzmir Depremzedeleri Dayanışma derneği deprem sonrasında İzmir ve çevresinde depremden etkilenen insanların yaşadıkları mağduriyetleri gidermek amacıyla kurulan bir dernek. Gönüllülük ilkesiyle yürüttükleri çalışmaları ile de örnek niteliğindeler. Haydar Bey hoşgeldiniz.

Hoşbulduk, teşekkürler.

 Depremin üzerinden 9-10 ay geçti geçti ancak etkileri hala devam ediyor. Tekrardan çok geçmiş olsun.

Teşekkür ederim sağolun.

Deprem sonrasında attığınız ilk adım ne oldu Haydar Bey? Süreç nasıl başladı?

Depremde biz acemiyiz sonuçta. Hayatımızda ilk kez deprem yaşadık. Bir de böyle ağır depremi beklemiyorduk açıkçası.  İzmir’de geçmiş dönem 2005 yılında burda depreme maruz kalmıştım ama o da şiddetliydi fakat böyle değildi. Şimdi saat 14.51’de deprem olunca tabii ilk akla gelen binayı terk etmek oluyor. Binada da ben bina yöneticisiyim aynı zamanda. 42 tane dairemiz vardı 2 apartmanımız vardı. Orada insanların hepsinin tahliye edilmesini sağladıktan sonra biz depremin şiddetini biliyorduk ama bu kadar zarar verdiği ile ilgili pek fazla bilgimiz yoktu. Binamızın önü ana cadde. Ana caddeden trafiğin bir anda fazlalaştığını ve çekicilerin, çekicilerin üstünde de kurtarıcıların, kepçelerin vs. gittiğini görünce bir şeyler oluyor herhalde dedik. Bize ulaşmaya çalışan insanlar, akrabalarımız, eşimiz, dostumuz arıyorlar işte onlara kısaca bilgi vermeye çalışıyoruz. Sonra artık şey başladı işte sosyal medya üzerinden bize şeyler gelmeye başladı işte sizin arkanızdaki ev yıkılmış, burada apartmanda şöyle bir sorun var vs. O zamana gelince de işte, kendimi tutamadım kusura bakmayın… Tekrar o anı yaşamış gibi…  Sonra öğrendik ki biz aslında çok büyük bir olayın içinde kalmışız. Ve konunun farkına varamamışız. O gün işte çadırlar kurulmaya başladı vs. Ertesi gün çadırların devamı. İşte dışarıda kalan insanlar, içeriye giremeyen, korkan insanlar. Artçı depremler. Ne olacağını bilememek, devletimizin bize konu ile ilgili çok fazla böyle detaylı bilgi verememesi. Devletimiz de sonuçta bu konu ile ilgili hazırlıksız ve bilgisiz. İlerleyen süreçlerde işte Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne gidip onlardan bilgi almaya çalışmalar. İşte AFAD’a gidip bilgi almaya çalışmak. Buradan sonraki süreç nasıl işleyecek ne işlemesi gerekiyor, bunu öğrenmeye çalışmak. Bu kendi başına böyle enteresan bir sorun oluşturdu.

O sırada böyle dernek vs. bu tip düşünmüyoruz ki. Aklımıza öyle bir şey gelmiyor. Ben emekli astsubayım evimde otururken böyle bir şeyle karşılaştım. Geçmiş dönem emlakçılık vs. o tip işler yapmaya çalışan birisiydim. Devlet düzenini bilmekten, devlet dairelerine girip konuşmayı biraz bilmekten falan işte gittiğimiz yerlerde sorularımıza cevap almaya çalışmaktan insanları da etrafımızda çaresiz görünce o aldığımız cevapları insanlara yaymaktan başladık ilk önce. Whatsapp grubu kurdum. Orada depreme yönelik arkadaşlara orada bilgi vermeye başladım. 1-2-3-5-10 derken büyümeye başladık biz. Sonra Kasım 26’da da bir platform kurdum gene sosyal medya üzerinden. O platform da kendi açısından büyümeye başlayınca aldığımız cevapları yazarak anlatmaya çalıştık. Baktık ki bizim yaş oranımız yüksek, yazıları okumaya çok fazla hevesli değil insanlar, video çekip yüklemeye başladım. Sonra yerel yönetimlerden istekte bulunduk. İlçe belediyemizden istekte bulunduk sağolsun bizimle görüştüler. Ve taleplerimizi ilettik. Onları yaymaya başladık. Büyükşehir belediyemizle kontak kurduk onlar kabul ettiler. Sonra valiliğimizle kontak kurduk. Birtakım aksak giden konular vardı sonra Ankara’ya gidip Ankara’da görüştüklerimizi buraya aktardık. Valimizin, bizim depremzede vatandaşlarımızla buluşmasını sağladık. Kendilerinden rica ettik. Çünkü devleti duymak istiyor insanlar, devleti yanında görmek istiyor. Devlet de yukarıda her şeyi yaptığını düşünüyor. Evet yapıyor ama yaptığını bir de aşağıda insanlara anlatması lazım. Gözle görülen bir şey yapılmıyor çünkü. Gözle görülen nedir? İşte gelen yardımlar vs. bunlar ama bunun ötesinde yapılması gereken işler de var.

Önümüzdeki süreç neyi getirecek, hayat nasıl ilerleyecek bunu bilmiyoruz. Bunlarla ilgili bir buluşma sağladık. Sağolsun valimiz geldi. Bir yanda Çevre ve Şehircilik İl Müdürü, AFAD il müdürü vs. Onlarla beraberken 3 buçuk 4 saat süren bir halk toplantısı oluştu. Sonra o bitti diğer grubu aldık. Katılım çok yüksekti. Ateş de çok yüksekti. Biraz halk çünkü şey İzmir halkı bilinçli ve istekli. Öğrenmek istiyor. Ama devlet de işte bazı şeyleri yavaş işliyor mecburen. Onu anlatmaya çalışıyor. Biz arada köprü görevi gördük. İyi oldu. Sonra baktık ki bizim sorunumuz aslında çok büyükmüş. Dernek oluşturalım bari dedik. Dernek kurduk. Ocak 17’den sonra derneğimizi kanun olarak kurduk işte. 

Bu görüşmelerinizden sonra, konut sorununuz var şu anda büyük bir konut sorunu var deprem sonrasında. Hasarlı binalar var. Hasar tespitleri yapıldı. Size nasıl bir çözüm sunuldu konut sorununu çözmek adına?

Aslında çözüm sunulmadı. Şimdi bizim burada, İzmir’de, 79.272 adet bağımsız bölüm arızalı. Az hasar, orta hasar, ağır hasarlı şeklinde. Ağır hasarlılar evlerinden derhal çıkartıldılar. İçeri girmelerine müsaade edilmedi. Polis kordonuna alındı. İçeri girmelerine daha sonra 10 dakika, bazılarına 15 dakika girmelerine müsaade edildi. Ziynet eşyaları vs. önemli, kıymetli şeyler varsa onları alsınlar diye. Bazılarına da 1’er saat girmelerine izin verildi. Biz bir saat girenlerdeniz. Bir saatte de eşyalarımızı taşımamız istendi. Taşındı farz edildi. Artçı depremler geliyor, evinizin merdivenlerini kullanamıyorsunuz. Taşıma firmasının merdiveni ile çıkacaksınız, kendi evinizin camını kıracaksınız, ordan içeri gireceksiniz. Bir saat içerisinde evinizdeki eşyalarını toplayacaksınız. Hangi atmosferle, hangi kafayla… Şu anda konuşması kolay da o zaman işte bunu yaşamak… O süreçte ağır hasar ne demek orta hasar ne demek az hasar ne demek bunu hiç kimse bilemedi. Bunu da Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın görevlendirmiş olduğu mühendisler tarafından testleri yapıldı. Ve burada 7 adet proje alanı geliştirildi. Bunu devletimiz yaptı ve nasıl neye göre neye dayandı bilmiyoruz açıkçası. Ve buradan sonra inşaatlara başlandı. İşte burada projeler vs hazırlandı. İnşaatlara hemen başladılar. Şu anda 9 buçuk ay oldu ve oradaki inşaatlar hızlı bir şekilde ilerliyor. Yaklaşık olarak yüzde 80’i bitmek üzere. Bu da yaklaşık 1550 civarında konut ve dükkân demek. Buradaki yedi adet proje alanında yapılan.

Sonra rezerv alan diye bir bölgemiz var. Bu rezerv alanda da depremden ağır hasar görmüş binaların sakinlerine 7269 sayılı AFAD Kanunu gereği oradan bir tane daire yapılıp tekrar vatandaşa satılacak. Proje alanı dediğimiz yerde de tekrar yapılıp satılacak. Proje alanındakiler de hızlı bir şekilde geliştirildiği için orada yıkılan binalarımızın zemin + 7 kattan yıkılmışken sayın cumhurbaşkanımızın yatay mimariye dönüyoruz açıklamasından sonra depremimiz olduğundan dolayı zemin + 5 kata döndürüldü. Biz öyle diye düşünüyoruz. Burada zemin + 5 kata inince son iki kattaki insanların dairelerine ne olacak? Bu sefer yataya döndük 130 m2 idi evler bunları sığdırmak için 75-80 m2’lik evlere dönüştürüldük. Projelere ulaşmamız mümkün olmuyor. Sebebini bilmiyoruz. Oraya ödenecek paraların ne kadar olduğunu, devlete ne kadar borçlandırılacağımızı bilmiyoruz. Bununla ilgili müracaatlar sırasında işte bankaya ödeyeceğimiz meblağlar belli olmadan imzalar attık biz oralara. Bu konuyla ilgili devletimizin anormal bir şey yapacağını düşünmüyoruz. Bilmiyoruz yani sonuçta.

Sonra proje alanındaki yıkılan binaların, ağır hasarlı olarak yıkılan binaların yapıldıktan sonraki geri ödemesi 7269 sayılı yasa gereği AFAD Kanunu’na tabi olduğu için 2 yıl ödemesiz 18 yıl ödemeli 0 faizli ve Cumhurbaşkanımızın söylemiş olduğu maliyetin yüzde 50’sini ödeyecektik. Ama yanında yıkılan orta hasarlı ve az hasarlı binalar 6306 sayılı Kentsel Dönüşüm Yasası gereği yıkıldığı için bunlar maliyetin hepsini ödeyecekler, 10 yılda ödeyecekler.1500 tane burada yapıldı 2500 tane rezerv alanı denilen ağır hasarlı insanlara yapılan yer var. Toplamda devletimizin yapmış olduğu 4000 tane konut var. Ve bakın çok önemli bu: Bunları tekrar satacak. Ondan sonra geriye kalan 75 bin tane konut kalıyor. Yani 79 bini arızalı bölüm varken 4 bini yapıldı diyelim. 75 bin tane konut kalıyor. Şu anda 75 bin kişi ne yapacağını bilmiyor. 75 kişi derken 75 bin daire ve dükkân sahibi. Bunları aileleri ile çarparsak 300 bin civarında insan mağdur durumda şu an, ne yapacağını bilmiyor.

Şimdi herkes akrabasına, eşine, dostuna borçlu. Aynı zamanda kredi kartları dolmuş durumda hiç kimse ne yapacağını bilmiyor. İkinci üçüncü kez evini değiştirmek zorunda kalanlar var çünkü kirasını ödeyemiyor.

Bu 75 bin daire orta hasarlı ve ağır hasarlı bölgelerde oturanlar mı?

Az hasarlı da. Hiç kimse oturmuyor içinde.

Az hasarlılar da var değil mi?

Evet kimse oturmuyor şu an içinde. Zaten ağır hasarlılar yıkıldı. Orta hasarlıların yıkımına başlıyoruz. Az hasarlılar da evlerinde oturmuyorlar. Ama devlet tarafından az hasarlılar sanki depremzede değilmiş gibi muamele görüyor. Sorulduğu zaman oturmayın diyor hiç kimse sorumluluk almak istemiyor oturmayın çıkın evlerden deniyor. Ama bu insanlara oturmadığınız zaman da şunu yapın denmiyor. Bize deniyor ki buradaki evleri yapabilmeniz için, depremzedeler evlerini yapsın diye 125 bin liralık bir kentsel dönüşüm kredisi vardı bizim depremden sonra sayın Cumhurbaşkanımız onu 200 bin liraya çıkardı. Bu krediyi çekin kentsel dönüşüm kredisini buna göre evinizi yapın. Ama kentsel dönüşüm kredisinin 200 binin geri ödemesi aylık olarak 3500 lira. Bunun yanında İzmir ölçeğinde 100-110 m2’lik bir dairenin imalatı 450 bin liradan başlıyor. Müteahhitlerin istedikleri. Şimdi bu 450 bin lirayı tekrar ödeyebilmek için insanın 200 bin lira kentsel dönüşüm kredisi 250 bin lira da konut kredisi şeklinde kredi çekmesi lazım. Bunun geri ödemesi 7500-8000 lira gibi bir değere ulaşıyor. Biz burada ortalama 1300 lira ile 4000 lira maaş alan insanlarız. 65 yaş üstü civarında buradaki insanlar. Bu insanlar bunları ödeyemedikleri gibi aynı zamanda kredi çekip çekemeyeceğiyle ilgili bir zorlukla karşılaşacaklar. Çünkü yaş sınırını aşmış olacaklar. Bunun için de bazı bankalar şöyle öneriyorlar çocuklarınızı size kefil yaparız diyorlar. Bunun yanında depremzede olan arkadaşlarımızdan herkes şu anda kirada ve 2000 liradan başlayan kira ödüyoruz. Evini depremden önce, 1 ay önce alan var, 1 yıl önce alan var, 2 yıl önce alan var. Bu insanlar evlerini aldıklarında kredi ödüyorlardı. Şimdi evleri yıkıldı o krediye devam ediyorlar. Bir de üstüne kira ödüyorlar. Bir de şimdi yeni yapılacak evlerine bir daha para ödeyecekler.

Kira yardımı yapılmıyor mu şu an?

Kira yardımı ilk etapta ağır hasarlı binalarda oturup ev sahibi olanlar için devletimiz tarafından 13 bin lira, ağır hasarlı binada oturup kiracı olanlar için 5 bin lira, orta hasarlı binada oturup olup ev sahibi olan için 5 bin kiracı için 2500 lira şeklinde bir yardım yapıldı. Az hasarlılara hiçbir yardım yapılmadı. Büyükşehir belediyemiz de ağır hasarlılar için 10 bin liralık bir kira yardımı yaptı. Bunların hepsi 9 buçuk ayda eridi gitti. Şimdi herkes akrabasına, eşine, dostuna borçlu. Aynı zamanda kredi kartları dolmuş durumda hiç kimse ne yapacağını bilmiyor. İkinci üçüncü kez evini değiştirmek zorunda kalanlar var çünkü kirasını ödeyemiyor.

Mecburen göç etmek zorunda kalanlar oldu mu peki?

Kesinlikle. Biz diyoruz zaten bizi göçe zorluyorsunuz diyoruz. 9 buçuk ay olmuş hala göçe zorlanıyormuşuz gibi geliyor bize. Şu anda mevcudumuzun muhtemelen yüzde 10’u civarında memleketlerine tekrar geri döndüler. Erzurum’da olup bizi buradan takip etmeye çalışanlar var sosyal medya aracılığıyla. Amasya’da var, Samsun’da var, Kahramanmaraş’ta var. Balıkesir’de var. Var yani. Bunların hepsi memleketlerine geri döndüler çünkü burada kira ödeyecek güçleri yoktu. Bir de konteynır kentte kalan insanlarımız var hala. Yaklaşık olarak 300 aile civarında da orada kalanlarımız var. Onların da işte evlerini bekliyor herkes. Belediyemizin yardım edip de Uzundere Konutları diye tabir edilen konutlar var, sosyal konutlar vardı orada orayı kira almadan insanları yerleştirdi. Orada oturanlar var. Parçalı bir şekilde yaşıyoruz. Bayraklı bölgesi özellikle depreme maruz kalan bölge. Yüzde 70 sanırım Bayraklı’da geçmiştir. Bayraklı, Bornova ve Karşıyaka hayalet kent gibi ortada şu anda.

Siz imar artışı için büyükşehire başvurmuş muydunuz?

Biz imar artışı için ilçe belediyemize başvurduk. Bir yürüyüş gerçekleştirdik. Aynı zamanda dilekçe eylemi gerçekleştirdik. Fakat bununla ilgili herhangi bir sonuç alınamadı. Arkasından büyükşehir belediyemize müracaat ettik oradan da sonuç alamadık. Devletimize dedik bize emsal artışı verin. Devletimiz bu işin belediyede olduğunu, bu işlerin belediyede yürümesi gerektiğini söylüyor. Belediyemiz bir süre devlet tarafından yürütüldüğünü söyledi. Biz ortada kalmıştık sonra geçtiğimiz son 1 ay içerisinde emsal artışının belediye tarafından istenildiği zaman verileceğini kesinleştirdiler. Biz de emsal artışı için talepte bulunduk fakat rant yaratacağı gerekçesiyle kabul edilmedi. Biz istiyoruz ki emsal artışı sağlansın bize. Yüzde 30 emsal artışı verilirse müteahhite verilecek olan 450 bin liralık değer yaklaşık olarak 200 bin civarına düşer. O 200 bin liralık değer de devletimiz de bize kredi konusunda yardımcı olsun istiyoruz. Onlar da 200 bin liralık krediyi bize 200-300 bin lira civarında kentsel dönüşüm kredisi şeklinde değil de 2 yıl ödemesiz 20 yıl ödemeli bir depremzedeye destek kredisi şeklinde yaparlarsa eğer bu konunun içerisine belediye girmiş olur devlet bir tarafından girmiş olur. Öbür taraftan da vatandaş bir tarafından girmiş olur diye düşünüyoruz. Şu anda bütün beklentileri bizim üzerimizde. Vatandaş yapsın. E vatandaş yapsın da depremi getiren ben değilim. Bunun adı afet. Deprem olmuş. Deprem olmadan önce buradaki sıkıntılı bölgeyi imara açan devletin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı. Buradaki inşaatların kontrolörlüğünü yapan aynı zamanda inşaatları kontrol eden ve ruhsatlarını veren belediye. Buradan para kazanmak için insan sağlığını hiçe sayan müteahhit. Üç tane unsur ortadan yok oluyor sadece depremdeyken ev almak için para ödeyen ve ikinci kez para ödemek zorunda kalan vatandaş kalıyor. Bunun adalet 

Yerel yönetimle bakanlık arasında da bir yetki karmaşası var değil mi? 

Yetki karmaşası hat safhada şu anda bize göre. Orta hasarlılar için sayın belediye başkanımızın almış olduğu 330 milyon liralık kredi var. Alacağı, çalışmalarının yapıldığı bir kredi var. Bu orta hasarlılar için düşünüyor kendileri. O da ortalama 7-8 bin civarında orta hasarlı binanın, dairenin yapılabileceğini düşünüyoruz biz o parayla. O da yapılırsa 68 bin civarına falan düşecek bizim sıkıntılı olan ve yapılması için finansman gerekecek olan daire sayımız. Bunun için de ne kimse elini taşın altına sokuyor ne de sorumluluk üstleniyor. Hiç kimse sorumluluk üstlenmiyor. Herkes birbirinin üzerine atıyor ve böylece kalıyor. Biz diyoruz ki yani şu anda iktidarda olan parti ile belediyenin partisi bir araya gelip vekiller bazında bu partiler bizimle görüşüp bizi dinlerlerse bizim sıkıntılarımızı tamamen anlarlarsa, bu bir araya gelip de bir komisyon kurup bu konuda bir çözüm bulurlarsa ve sayın Cumhurbaşkanımıza bunu iletirlerse anca çözüleceğini düşünüyoruz. Biz sayın Cumhurbaşkanımıza bu konunun iletilmeden çözüleceği kanaatinde değiliz. Bunun için de her yere saldırıyoruz biz. Sosyal medya üzerinden 60-65 yaşındaki teyzelerimiz Twitter öğrendi şimdi. Oğlum bu nedir retweet neydi diye öğretiyor herkes birbirine. O şekilde sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Biz sesimizi duyuralım istedik geçmiş dönemde bir karar aldık. Dedik ki 31 Temmuz’da büyük çoğunlukla  5 bin kişi ile biz artık sokaklara ineceğiz, aksi takdirde bizi kimse dinlemiyor dedik. Yani iki gün öncesinde ülkede yangın çıktı. Yangın olunca şimdi siz ne kadar haklı olursanız olun hiç kimsenin sizi dinlemeyeceği gibi bizim de yüreğimiz el vermedi. Biz zaten mağduruz, mağdur olan insanların üzerine gidip de başka bir şey yapmanın mantığı yok. Kendimize yakıştıramadık. Biz basın açıklaması şekline dönüştürdük onu. Temsilciler heyeti gibi 500 kişi ile çıktık. Ondan sonra tekrar geri döndük. Dedik ki 21 Ağustos’ta biz Ankara’ya gideceğiz dedik. Çünkü sayın Cumhurbaşkanımıza bizim başka türlü kendimizi anlatacak durumumuz yok. Ulusal medya bizimle ilgilenmiyor. Özellikle ilgilenmiyor ulusal medya. Bu şekilde yaparız dedik. Ama işte yangın çıkıp konular böyle derinleşince.. Bir de sel felaketi oldu şimdi allah rahmet eylesin bir sürü insan orada hayatını kaybetti. Allah sabır versin bir sürü insan orada evini barkını kaybetti. Bunların üzerine bizim bir şey yapmamız da sıkıntı olacağı için biz Eylül ayına kadar bütün yapacağımız faaliyetleri erteledik.

Farklı felaketler benzer sorunlar.

Evet. Biz şöyle düşünüyoruz. İzmirdeki depremzedeler kendi sorunlarına çözüm üretmeye çalışırken Kuşadası’nda depremzedelerin olduğunu fark ettik. Onlar bize ulaştılar. Dediler ki bizi kimse dinlemiyor. Onlara başladık. Sonra Elazığ’daki depremzedeler DASK’tan para alamamışlar bir buçuk sene geçmiş. Nasıl alacağız diye bize sordular biz onlara yol göstermeye çalıştık. DASK diye bir kurumumuz var zaten dostlar başına.

DASK ne işe yarıyor Haydar Bey? Bizim gördüğümüz bir şey imzalıyoruz ev kiralarken sonra bu dosyayı bir çekmeceye bırakıyoruz. DASK ne bilmiyoruz. DASK ne işe yarıyor bilmiyoruz. Bundan bize biraz bahsedebilir misiniz?

Kesinlikle bahsedebilirim. DASK’çılar da beni çok severler. Kesinlikle bahsederim. Şimdi siz ev kiralarken elektrik faturasını, elektriği, suyu yatırmak için mecburen DASK yaptıracaksınız. Yaptırdınız DASK’ı. Zaten evim de güvende dediniz oturuyorsunuz. Sonra deprem geldi, evinizi yıktı. Evinizin değeri 700 bin lira. DASK size ağır hasarlıysanız eğer. Eviniz yıkılmış ya da yıkılacaksa size 97 bin lira ila 153 bin lira arasında bir para ödüyor. Bu böyle. Eğer orta hasarlıysanız size 200 tl ile 13 bin lira para ödüyor. Badana boya parası. Eski haline getirmekmiş görevleri. Eğer az hasarlıysanız 0’dan başlıyoruz 10 bine kadar ödeyebiliyoruz. Anca bu kadar. Bunun için de yapmadık etmedik dert tasa bırakmıyorlar. Her şeyi yapıyorlar. Bizim ağır hasarlı evlerimize 4-5 ay para vermemek için direndiler. Bizi mahkemeye verin diye uğraştılar neredeyse. Çünkü mahkemeye verince kilitlenecek kalacak olay ne olacak yani. Şimdi hâlâ yüzde 40 civarında parasını alamamış depremzedemiz var. İnat eder gibi bize gıcıklık olsun diye yapıyorlar herhalde televizyonlara boy boy reklamlar veriyorlar. DASK’la ilgili reklamlar veriyorlar. Sanıyoruz ki bunu herkes bedavaya çekiyor. Bedava çekmiyorsa ayıptır çünkü eğer onu parayla yaptırıyor da o parayı bize vermeyip de reklama veriyorlarsa ya kafalarında bir sorun var ya İzmir’e karşı bir art niyet var. Ya da bizimle dalga geçiyorlar  yani.

Evimiz yok evimiz. Şu anda evimiz yok. Ben 51 yaşında bir insanım emekliliğimi, bütün varımı yoğumu o eve gömmüşüm ve evim 26 saniyelik bir depremde yok olmuş.

Hasar tespiti nasıl yapıldı peki, siz cebinizden para verdiniz mi hasar tespiti için?

Hasar tespitleri cebimizden para verilerek yapılan bir şey değil ama burada iki tane konu var. Önemli bu konu. İlk etapta Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın personeli geldiler az – orta ve ağır hasarlı olarak tespit ettiler evlerimizi. Bu evler yıkılıp yeniden yapılabilmesi için 6306 sayılı Kentsel Dönüşüm Yasası gereği yeni baştan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın lisanslı firmaları tarafından karot testi diye bildiğimiz risk analiz raporu tespiti gerekiyor. Yaptırmazsa kentsel dönüşüm esaslarından yararlanamıyor, tekrar yapılamıyor. O da işte parayla yapılıyor. Onların da ilk çıktığı sıralarda binalardan 30 bin lira alanlar, 50 bin lira alanlar bu binada yaşanır mı yaşanmaz mı diye test ettirmek isteyen iyi niyetli komşularımız ama art niyetli insanlar 120-130 bin lira alıp bu evde oturulmaz dediler. Ama o 120-130 bin liralık raporlar az önce bahsettiğim lisanslı firmalar tarafından yapılmadığı için bunun üzerine 20 bin lira daha verdiler. Ve yeniden Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na müracaat etmek zorunda kaldılar ki biz kentsel dönüşüm kanununu esaslarına göre evimizi tekrar yaptıralım diye. Böyle olunca da insanlar tekrar bizi sanıyorlar ki biz kentsel dönüşüm diyoruz. Biz kentsel dönüşümcü falan değiliz. Biz depremzedeyiz. Biz evimizde otururken -ya bu evi yenileyelim- diye 3-5 komşu bir araya gelip de yıktırıp yeniden yaptıran insanlar değiliz ki biz. Evimiz yok evimiz. Şu anda evimiz yok. Ben 51 yaşında bir insanım emekliliğimi, bütün varımı yoğumu o eve gömmüşüm ve evim 26 saniyelik bir depremde yok olmuş. Bunu böyle düşünmek lazım. Böyle bir empati yapmak lazım. Oturduğumuz yerden işte efendim deprem olmuş yok ev yapıyorlar ev veriyorlar. Kimse kimseye ne ev yapıyor, kimse kimseye ne ev veriyor, kimse kimseye ne kredi verip kredi ödemelerini kolaylaştırıyor. Hiçbir şey yapmıyorlar maalesef. İzmir şu anda taş taş üstüne koyamıyor. Sadece devletimizin yaptırmış olduğu 1500 tane konut var. 2500 tane yukarı yapacaklar rezerv alan bölgesine. O kadar. Hiç kimse hiçbir şey yapamıyor şu anda. Herkes bekliyor. Bekliyoruz yani. Biz istiyoruz ki bize emsali versinler artık kredi onayını versinler ki biz evlerimizi yapmaya başlayalım. Ne kadar daha bekleyeceğiz? Ne kadar daha kira ödeyeceğiz biz?

Peki şimdi talepleriniz karşılanırsa, dilediğiniz gibi bir kentsel dönüşüm süreci başlarsa evinize ve mahallenize dair istekleriniz neler olurdu?

Valla şu anda belediyemizin koyduğu bir kural var onu biz de destekliyoruz kesinlikle. Bodrum olması kuralı var illa. Bodrumlu evlerin burada yıkılmadığını gördük çünkü burada. O olsun istiyoruz. Fore kazık zorunluluğu var zeminden dolayı. Konum da olmasını istiyoruz çünkü bizden sonraki nesiller deprem korkusuyla yaşamasınlar. Biz istiyoruz ki bizim şu anda depremden hasar görmüş evlerimize katkı sağlanarak yapılırsa eğer bizi gören yanda yıkılmayan evler de inşallah bunun yararını görür onlar da kendilerini yenilerler. Bir de dedik engelli insanlarımız var bizim. Bu insanları da saysak 50 tane aile falandır. Biz şu anda onun envanterini oluşturmaya çalışıyoruz. Park yeri sorunundan tutun onun özel parkının olması lazım. Özürlü parkını görüyoruz ama çok da umursamıyoruz. Oysa ki o parkın önü kapalı olduğu zaman. Epilepsi hastası çocuğumuz var mesela dün annesi kahrediyor. Diyor ki arabamın önüne getirmiş araba koymuş diyor. Hiç böyle düşündük mü bu konuyu mesela? Tekerlekli sandalyeli üyemiz var mesela dün geldi buraya çıkamadı. Ya başkan biz geldik ama çıkamıyoruz. Yukarıyı öyle düşünüyor musunuz dedi. Biz tamam öyle yaptırırız sizi giriş kata veririz. Hayır dedi ben giriş kata neden gireyim 3.katta ben neden oturamıyormuşum ki dedi. Niye böyle düşünüyorsunuz dedi. Niye buna göre yapmıyorsunuz dedi. Bu taleplerimizi biz TOKİ’ye ve devletimize bunu ileteceğiz. Konuyla ilgili duyarlı olacaklarını sanıyorum ben. 

Bizimle görüştüğünüz için çok teşekkür ediyoruz Haydar Bey. Eklemek istediğiniz ekstra bir şey var mı?

Ben teşekkür ediyorum depremzedeler adına. Bizim sesimizi duyurmak için çaba sarf ediyorsunuz hepinize çok teşekkür ediyorum. Biz farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz. Hem depremzedeyiz hem sıkıntı yaşıyoruz ama o İstanbul’da ya da İzmir’de sonradan gelecek olan deprem allah göstermesin. Çünkü bu İzmir’in depremi değil sonuçta. İzmir’in depremi gelecek daha. Bunlarla ilgili de daha bir farkındalık oluşturabilirsek eğer bizden sonraki insanlara birazcık bir kıvılcım şu kadarcık bir şey oluşturursak ne mutlu bize. Biz çünkü ben sizinle konuşurken mesela eşini kaybetmiş bir ablamız geldi. Şu anda mesela ne sorunu var kim bilir. Başkan dinleyecek biraz sonra. Böyle olmasın işte. Depremden deprem olsun ama evinden anahtarını çevirsin çıksın dışarıya gelsin çay içmeye gelsin. Öyle olalım. Öyle bir toplum olalım. Hep var ya cüzdanımıza bakmayalım. Vicdanımıza bakalım. Benim binamı yapan müteahhit onun binası yıkıldıysa bu adamın hemen iptal edilmesi lazım ehliyeti. Oysa şimdi yeniden bina almaya çalışıyor. Kendi binamızı kendisi yapmaya çalışıyor. Aklımızla mı oynuyorsunuz ya? Akıl tutulması yaşıyoruz. Böyle bir şey yok.

Çok teşekkürler Haydar Bey. Biz Mekanda Adalet Derneği olarak direnişinizin, mücadelenizin her zaman yanındayız ve sesinizi yükseltmeye de devam edeceğiz. Çok memnun oldum tekrardan çok sağolun zamanınızı ayırdığınız için. Tekrar görüşmek üzere.