MADakademi buluşmaları’nın üçüncüsü Sinan Erensü moderatörlüğünde, Aslı Odman, Betül Celep ve Ebru Işıklı’nın katılımıyla yapıldı. Etkinlikte toplumsal adalet ve mekân perspektifinden salgın sürecinde emek koşulları konuşuldu.

Çalışma hayatının eşitsizlikleri ve işçi sağlığı konusu salgın sürecinde daha da su yüzüne çıktı. Peki emekçiler kriz ortamlarının neden ve nasıl en kolay gözden çıkarılanları olabiliyor?

Merkezi politika kararlarının verilememesi, emek piyasasına dair kararların işverenin ya da çalışanın inisiyatifine bırakılması, toplumsal bir meselenin ortaya koyduğu sorunlara bireysel çözümler üretilmeye çalışılması emekçilerin yaşadığı eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor.

Işıklı, emekçilerin olağandışı olan bu süreçte olağan olanı yapmak için olağanüstü çaba sarfetmek zorunda bırakıldığının altını çiziyor. Bu baskının yarattığı öfke ve yabancılaşma bu süreçte evden çalışabilen ve evde kalamayan emekçiler arasında ortaya çıkan gerilimle beraber, sınıfın çeşitli cephelerinin öfkesini birbirine yöneltmesine sebep oluyor. En alttakilerin yönetmek zorunda kaldığı bu öfkeyi sermaye ve politika üreticilerine iletmenin yöntemleri ise içinden geçtiğimiz salgın sürecinde üzerine daha çok düşünmemiz gereken bir soru olarak karşımıza çıkıyor.

Bugün evde kalabilenle kalamayanın arasındaki sınıfsal ayrımın mekansal karşılığını sorgulatan Odman, sloganlaşan #Evdekal söyleminin ikiyüzlülüğüne dikkat çekiyor. Söylem bir taraftan “evdekal”ma durumunu herkes için bir tercihmiş gibi gösterirken diğer taraftan odağına “ev”i alarak evde kalamayanları ve onların çalışma mekanlarına dair sorunları görmezden geliyor.

Korona’nın ortaya çıkışının bugüne kadar tercih edilen şehirleşme biçiminden, ekolojik yıkımlardan, endüstriyel hayvancılıktan ve benzeri üretim süreçlerinden bağımsız değerlendirilemeyeceğinin vurgulandığı yayında, bu üretim süreçlerinin adaletsizliklerine en fazla maruz kalan işçilerin bu süreçlerin sonuçlarının da mağduru hâline geldiği gözler önüne seriliyor. Salgın sürecini doğru analiz edecek ve buradan adaletli bir çıkış yolu bulacak emek bakışının ancak emekçiyi toplumsal üretim alanları ile birlikte değerlendiren, bütüncül bir yaklaşımla sağlanabileceği ortaya koyuluyor. Yaşanan kriz durumunda emekçilerin yalnız kaldığını vurgulayan Celep, adaletsizliklere karşı sosyal medya üzerinden kamuoyu oluşturmanın, emekçilere yalnız olmadıklarını gösterebilmenin ve dayanışma ağları örmenin hayati önemine dikkat çekiyor.

 

 

Aşağıda yayında sözü edilen dayanışma kampanyaları, harita ve rapor çalışmaları vb. üretimleri görebilirsiniz: