MADakademi Buluşmaları’nın ikincisi, Sinan Erensü moderatörlüğünde Enstitü İstanbul araştırmacılarından Öncül Kırlangıç, Elif Sidar Ökdemir ve Murat Tülek’in katılımıyla webinar platformunda yapıldı. İBB’nin sene başında kurduğu İstanbul Planlama Ajansı’nın kent araştırmalarına yoğunlaşan birimi olan Enstitü İstanbul, salgın sürecinde dünyadaki yerel yönetimlerin uygulamalarını ve politikalarını araştırıp COVID-19 Araştırmaları başlıklı web sitesinde derleyerek katılıma açık bir kaynak oluşturuyor.

Yerel yönetimlerin her daim sınava tutulduğu demokratiklik, şeffaflık, kamusallık kriterleri salgın günlerinde daha da anlam kazandı. Enstitü İstanbul’un yürüttüğü COVID-19 Araştırmaları, dünyadan yerel yönetimlerin şeffaf şekilde bilgi paylaşımını örgütleyen ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren pratiklerini ortaya koyarak kent yönetimlerinin geleceğini de düşündürüyor. İlk aşamada Londra, Paris, New York, Berlin, Moskova, Tokyo, Barselona, Madrid, Roma, Washington, Seul, Cenevre ve Zürih kentlerinin incelendiği çalışmanın dikkat çeken noktaları etkinlikte masaya yatırıldı.

İncelenen şehirlerde başarılı dijital altyapıların güncel duruma kolayca adapte olunarak şeffaf, kamusal bilgi paylaşımına imkan tanıdığı söylenirken aynı zamanda bu bilgi paylaşımının tek taraflı değil, katılım mekanizmaları aracılığıyla karşılıklı gerçekleştirilebildiğinin altı çizildi. Katılıma açık, paylaşımcı uygulamaların ve politikaların hayırseverlik, yardım temelli değil toplumsal dayanışmayı odağa alan bir yerel yönetim anlayışını öne çıkardığı vurgulandı.

“Evde Kal” çağrısının farklı şehirlerde nasıl uygulandığını anlatılırken sadece evde vakit geçirmeye yönelik aktivitelerin değil, bu süreçte yaşanan duygusal boşluğu gündeme alan, yas tutma ihtiyacını gözeten uygulamaların da bulunduğu ifade edildi. Yerel yönetimlerin salgın önlemlerinde kırılgan grupların ihtiyaçlarına odaklanan bilgi paylaşımının ve dayanışma biçimlerinin teşvik edildiği özellikle vurgulandı. Ev içi şiddete karşı yardım hatlarının kurulması, göçmenler için çok dilli rehberlerin hazırlanması, bireysel karantina uygulayamayanlar için otellerle işbirliği yapılması, karantina tesislerinin inşa edilmesi, kiralara yönelik tedbirler alınması bu girişimlerden bazıları.

Salgın sürecindeki uygulamaların sadece probleme geliştirilen hızlı çözümler olmadığı, kentlerin geleceğine de ışık tutan girişimler olduğu vurgulandı. Gıda tedariki, temiz su kaynaklarına erişim gibi konular üzerinden kentsel dayanıklılık kavramının öne çıktığı söylendi. Bu konuda Londra’nın acil eylem planları hazırlığına dikkat çekildi ve bu planların genel bir afet hazırlığından ziyade kuraklık, su temini gibi çeşitli başlıklar özelinde ayrı ayrı üretildiğini ve dilekçe taslaklarına kadar detaylı çalışmalar olduğu ifade edildi.

Yerel yönetimlerin daha adil kentler için bir umut ışığı olduğu kabul edilse de salgın karşısındaki tedbirlerde merkezileşme eğiliminin yükseldiğine, yerel yönetimlerin yetkilerini kaybetmesi, özerk demokratik yapıların gücünün azalması risklerine de dikkat çekildi.