COVID-19 salgını sebebiyle webinar formatında sürdürdüğümüz #MADakademi buluşmalarının ilki Sinan Erensü moderatörlüğünde, Ayşecan Terzioğlu ve Fatih Artvinli katılımıyla yapıldı. Sabancı Üniversitesi Kültürel Çalışmalar Programı’nda öğretim üyesi Ayşecan Terzioğlu ve Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi Fatih Artvinli ile tıp tarihi ve sağlık antropolojisi perspektifinden salgında adalet/adaletsizlik üzerine konuşuldu.

Yayın salgınların tarih boyunca toplumsal hayatımızdaki yerine odaklanarak başladı. Terzioğlu, Eski Yunan’dan 1990’lara kadar çeşitli salgınların toplumsal-politik etkilerinin anlatıldığı Epidemics and Ideas kitabına referans vererek salgın süreçlerinde toplumsal olarak üretilen imge, metafor ve damgalamaların bir başka salgınlarda ortaya çıktığına değindi. Bugün salgınla baş etmek adına uyguladığımız birçok pratiğin kolektif hafızamızda yer eden, geçmişten getirdiğimiz, tekrar eden pratikler olduğunu aktaran Terzioğlu, bir yanıyla hiç de biricik olmayan bir deneyim yaşadığımızı hatırlattı.

Fatih Artvinli de suçlulaştırma konusuna değinerek, 1893’te İstanbul’daki kolera salgınının müsebbibinin akıl hastaları olarak gösterilmesini örnek verdi. Fatih Artvinli damgalamanın kaynağının salgınlar olmadığına, halihazırda var olan düşmanlıkların, suçlulaştırmaların salgınla beraber ortaya çıktığına, yani salgının buna zemin oluşturduğuna değindi. Yayında salgının önceden hazırlanan ama uygulamaya geçirilemeyen planları hızla uygulamaya imkân tanıdığının altı çizildi. Artvinli’nin salgının politika dönüştürücü etkisine dikkat çekmesi, bugün salgınla birlikte hayata geçen uygulamaların hangilerinin kalıcı olacağı sorusunu akla getirdi.

Yayında salgının toplumsal adalet ve sınıfsal boyutuna da değinildi. “Evde kal” çağrısına uyabilen insan sayısının çok sınırlı olduğu vurgulandı ve evde kalabilenler için önem kazanan “evde kalıyoruz, peki hangi koşullara sahip, nasıl bir evde kalıyoruz?” sorusu ortaya atıldı. Evsizler, tutuklular, göçmenler, yaşlılar, yoksullar ve mülteciler gibi toplumsal eşitsizliklere maruz kalan grupların salgına karşı önlem alma imkânlarının sınırlı olduğu belirtildi. Terzioğlu, Nicolas Rose’ye atıfta bulunarak “biyopolitikanın aslında insanların beden, sağlık, hastalık, yaşam, ölüm konuları üzerinden oluşan korku ve arzularını yönetmek” olduğunu söyledi ve ekledi “Hepimiz hastalıktan, ölümden korkuyoruz. Peki devlet herkesin hastalık konusundaki ölüm korkusunu ve arzularını eşit derecede önemsiyor mu?”

Yayında sağlık politikaları da odağa alındı. Neoliberal politikalarla beraber sağlık hakkının temel insan hakkı olmaktan çıkarak bireysel sorumluluklara indirgendiğinin altı çizildi. Terzioğlu, Adnan Adıvar’ın öne sürdüğü, tıp doktorlarının tıbbi bilginin yanısıra, toplumun içinde bulunduğu toplumsal-kültürel dinamiklerle sağlık politikalarına da hakim olması ve bu doğrultuda devletle işbirliği içinde çalışabilmesi gerektiği üzerine söylemlerine ve benzer söylemleri içeren Omer Dewachi’nin Ungovernable Life kitabına atıfta bulundu. Tıpın, her insanı ilgilendiren yaşamsal bir pratik olması yönüne dikkat çeken Artvinli, Virchow’a referans vererek “tıpın bir sosyal bilim ve çok geniş ölçekte uygulanan bir politika” olduğunu vurguladı.

Sağlık politikalarının dönüşümünden bahsedilirken koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerinin önemine dikkat çekildi ve 1980’li yıllarla beraber tedavi edici sağlık hizmetine geçişin toplum-devlet ve toplum-sağlık kurumları arasındaki güvensizliğe sebep olduğu belirtildi. Özel aracı olmayanların erişmekte güçlük yaşadığı şehir dışındaki devasa şehir hastaneleri yerine şehir içine yayılan, daha esnek ve hastane merkezli olmayan bir model üzerine düşünme gerekliliği ifade edildi. Yayında son olarak sağlık emekçilerinin çalışma koşullarına ve salgın sürecinde yaşadıkları zorluklara değinildi.

Yayının tamamını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.